Deprem deyince aklınıza ilk gelen şehrin çocuklarındanım ben.. iliklerime kadar her sonucunu yaşamış olanlardan. Bu gün yeni tanıştığım biri ile sohbet ederken o klasik soruyu sordu.. "Nerelisin?" İçimden " işte başlıyoruz" dedim... (İş için bir süredir farklı bir şehirde yaşadığım için sık sık duydugum bir soru ) Nereli olduğumu söyleyince gözlerinde o tanıdık ama tanımlayamadigim ifadeyi gördüm yine. Acımak deseniz değil. Üzüntü deseniz tam olarak o da değil. Bilemedim işte ama çok tanıdık neredeyse her gözde gördüğüm ifade.. sonra beklediğim soru geldi hemen ardından..
- "depremde orada mıydın?"
+ "Evet"
Ve yine o tanimlayamadigim ifade.. ve yine beklenen bir soru..
- " kaybınız var mı?"
Bu soru beni çok sinirlendiriyor. Koca bir şehir kaybetmişiz biz yahu kaybınız var mı ne demek?!
+ "Hangimizin yok ki" dedim.
Gözlerimin içine baktı. Sanırım konuyu farklı bir noktadan ele almak istedi ve
-"psikolojimiz depremden bu yana hala düzelmedi" dedi.
Hikayesi olduğunu anladım ve sustum o da devam etti. Yengesi de hemşerimmis. Bütün ailesini kaybetmiş depremde. Gözleri doldu. Konuyu ele almak istediği yere geri çekip,
+ " Nasıl düzelsin ki psikolojimiz" dedim. Sonra kendi hiakyemden bir kesit anlatırken gözleri doldu, ister istemez benim de gözlerim doldu. Ben enkazından altından sesi gelen sevdiklerimin alet edevat olmadığı için afad ile birlikte hiç bir şey yapamadan enkazın başında bekleyip, ilk gün sesini duyduğum konuştuğum insanların 3. Gün cesetlerinin çıkarılışını biliyorum.. Sonra birden dank etti kafama.. evet 3 yılın sonunda dank etti ..
+ " Bizim psikolojimizi alt üst eden tramvalar yaşatan şey deprem değildi. Ben hayatımda ilk defa ceset bulduğu için şükreden insanlar gördüm. Sevdiklerinin ölüsünü örtecek bir battaniye, poşet bulduğu için şükreden insanlar gördüm. Kendisi tir tir titrerken elindeki tek yorganla çocuğunun ölü bedenini örten baba gördüm.. deprem Allah'tan geldi diyorlar ya hani.. deprem Allah'tan geldi ama bu yaşadıklarımız insan eliyle yaşatıldı bize... Biz ömrümüzün sonuna kadar heybemizde bu büyük tramvayı taşıyacağız.." dedim.
Gerçekten de asla anlayamayacağız biliyor musunuz. Asla izi kaybolmayacak o günlerin. Mesela geçen gün şu Epstein meselesi çıktı karşıma. İçimi öyle büyük bir sıkıntı kapladı ki anlatamam.. aklıma mahallemde koşturup top oynayan ve deprem kaybolan o çocuklar geldi. Şehrimin çocukları .. çocuklarımız.. kalbim öyle bir sıkıştı ki, içimden " şu an ölsem de aklıma gelen ihtimallerin zerresi olmamış olsa " diye geçirdim. Sonra umarım ölmüşlerdir dedim.. Düşünsenize ya ölmüş olmalarını umdum.. Öyle bir şey ki yaşadığımız .. Öyle bir acı, öfke , kin, nefret, hasret..... Biz nasıl delirmiyoruz şaşıp kalıyorum gerçekten.. ben nasıl hala sabahları uyanıp işe gidiyorum, nasıl bir yerde oturup kahve içip sohbet edebiliyorum, ben nasıl uyuyabiliyorum bilmiyorum... Söylenecek çok şey var ama yazdıkça cümlelerim sertleşiyor. Düşündükçe aklıma binlerce şey geliyor. O yüzden susuyorum.. yine ve herkes gibi kendi kendime bile konuşmaktan itiraz etmekten kaçıyorum ve susuyorum. İyi halt ediyorum .. İyi halt ediyoruz . Susun olur mu heppiniz, hepimiz susalım.. sussak da susmasak da sıra bize geliyor ve gelecek. Bari susalım da sıra bize gelene kadar yaşayalım.. değil mi? Aman tadımız kaçmasın Ali Rıza bey... ( Ali Rıza bey önce felç geçirdi, sonra da öldü..)